iki dil bir bavul

eğitim şart!
...kolaysa gel de sen eğit!

yıllarca oturduğumuz yerden ahkam kestik. aynen devam ediyoruz. bilmediğimiz durumlar, olaylar hakkında bilirkişiler oluyor, pişkin pişkin yorumlar yapıyoruz.
filmin yönetmenlerinden özgür doğan, yaşadığı olaylardan yola çıkarak bu filme imza atmış bir isim... biliyor.
emre aydın, yeni mezun bir öğretmen, tecrübesiz. onu nelerin beklediğini bilmiyor.
film ekibi, çekimler devam ettiği sürece, bir eğitim yılı boyunca, hiçbir şeye müdahale etmemiş. günlük yaşamın olağan akışı içinde ne yaşamışlarsa beraber yaşamışlar.
ilkokul birici sınıftan beşici sınıfa kadar, farklı yaş gurubunda çocuklar aynı sınıfta öğrenim görmek zorunda. çünkü yer urfa'nın siverek ilçesi demirciler köyü.. bin küsur haneli, sık sık elektriği kesilen, suyu evinize kadar taşıyarak getirmek zorunda olduğunuz bir köy.. kız çocuklarının ev işlerine yardım etmek için ya da küçük yaştaki kardeşlerine bakmaları gerektiği için okula gidemediği bir köy..
emre öğretmen "en azından su bari evin içinde olsaydı" diyor.
köy hayatının zorluklarını az çok tahmin ediyor mutlaka ama onu da şaşkına çeviren hatta bunalıma sürükleyen bir şey var ki, aklından bile geçirmediği; öğrencilerinin türkçeyi anlamaması.
işte bir öğretmenin kilitlendiği nokta. elinizde bir müfredat var. seviyeleri farklı olan öğrencilere, aynı sınıfta, ayrı ayrı öğretmeniz gerekenler var.. amma velakin asıl sorun türkçeyi nasıl öğreteceksiniz.

"öyle boş boş bakıyorsunuz değil mi? söylediklerimden hiçbir şey anlamıyorsunuz. ben de sizi anlamıyorum. napıcaz peki çocuklar?!!!!!"

işte tek kelime kürtçe bilmeyen ama kürt kökenli çocuklara türkçe eğitim vermek zorunda olan emre öğretmenin ve türkçeyi yabancı dil olarak gören anne babaların büyüttüğü, öğretmenlerinin ne dediğini anlamayan kürt kökenli çocukların çaresizliği..

muslum gurseks issiz bir adaya dusmus hamile kalmis neden

<bkz: sen sağ ben selamet>

birini kaybetmekten korkmak

her gün onun için doğarsınız. her an onun için ölürsünüz.
yanınızdadır ama "konuşsana" diyerek emin olmak istersiniz.
dokunarak bir kez daha.. sarılarak bir kez daha.. onun nefesiyle nefeslenerek bir kez daha emin olmak istersiniz.
ufkunuz onunla genişler, onun için okur, onun için yazarsınız.
onun için yer, onun için uyursunuz.
onunla ağlar, onunla gülersiniz.
kırmızı onunla daha kırmızı, beyaz onunla daha beyazdır.
kendinizi onda kaybedersiniz.
ya onu kaybederseniz???
işte siyahın en koyusudur bu.. kaybetme korkusu

kadini seksi gosteren unsurlar

zekasının uzaktan yakından gözleri kamaştıran pırıltısı
................

+ oğlum gördün mü hatun çok zeki lan bitirdi beni
- nerden anladın abi
+ yürü git eşşek herif neresine bakıyodun konuşurken
- meme uçları dikkatimi çekti de oraya odaklanmıştım abi

benim hala umudum var

bitmedi, bitmiyor, bitiremeyeceksiniz..

pembe cakmagi olan erkek

gözlerini kapatarak pembe çakmağına atlayıp, zaman zaman hayaller ülkesine gidip gelen, arada bir erkek arkadaşlarına da, atla arkama seni de götüreyim diyen süzgün bakışlı erkekciktir.

araba ile universiteye gelip hava atmak

<bkz: geçti bor un pazarı sür eşşeğini niğde ye>

adam olsun yeter, nasıl ve neyle geldiği kimin umurunda.

kavga aninda soylenen sozler

gelin lan.. isterseniz bireysel isterseniz toplaşın gelin.
sizden korkan sizin gibi olsun. sanal alemin sahte yüzleri..
dingili bozuk tekerlekler.. açılmayan airbagler..
gelin ulan.. defolu mallar.. fabrikanıza geri göndereyim sizi..

mantinin yaninda ekmek yemek

bazı yemekler vardır ki; ekmekle ve heyecanla girişmek hatta dalmak gerekir.
örnek veriyorum: güveç ve patlıcan musakka (illaki yanında yoğurt)

mantı da bu anlamda liste başı olan bir mucizedir.

çocukken mantı katlamakta anneme yardım ederdim (kurumuş çamaşırları toplamaktan bahseder gibi oldu ama neyse anladınız siz)
haşlanırken tencerenin başından ayrılmazdım.
o akşam yemekte mantı varsa, hazırlık aşamasında, her adımda, sofraya gelinceye kadar ben mutlaka vardım.
kedi gibi yalanır dururdum mantının etrafında.
allahım bu nasıl bir mantı aşkıdır. kutsal bir töreni izler gibi saygıyla, bir belgeseli izler gibi merakla ve hayretler içerisinde izlerdim. mantı ya.. alt tarafı küçük kareler halinde kesilen hamur parçacıklarının içine kıymalı harç konularak kapatılan ve makarna gibi haşlanarak ve üzerine yoğurt dökülerek yenilen (bilmeyenler varsa onlar için bir özet geçtik bu arada) bir yemek.
ekmek olmadan da (hatta illaki taze ekmek) yemem mantıyı. yemedik, yemeyiz de... geleneğe, emeğe, mantı aşkımıza gölge düşürmeyiz.

ulvi yi tamamlayan sifatlar

simitçiden börek, börekçiden lahmacun isteyen ulvi..

alet çantasında kendine yer arayan kontak anahtarı ulvi..

bir dakikalık ışık kapatma eylemini, gözlerini kapatıp açarak destekleyen ulvi..

soylediklerinin anlasilmamasi durumunda verilen tepki

hangi şebekeye bağlısın oğlum sen? yer değiştir lan. sinyaller zayıf geldi tabi. bak bir kere daha anlatıcam, yine anlamadım dersen, gidip kendime şebekesi sağlam, iyi çeken bir arkadaş bulurum ona göre.

hileyle hurdayla yalanla dolanla

insanlar, insancıklar...
nedir insan olmak? incancıklaşmak nedir?
niye her geçen gün zorlaşıyor insan kalmak?
kalite neden düşüyor?
kumaşımızdan mı çalıyorlar, mayamızda katkı maddesi mi kullanıyorlar?
bulaşıcı mı kötülük?
kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan öyle mi? üzüm üzüme baka baka kararır illaki! neden zorlaştırıyorsunuz bu gidişi?
"bu benim hayatım" deyip çekiliyorsunuz bir yana... kararlarınız kimlerin canını yakıyor, ucu kimlere dokunuyor, umursamıyorsunuz.

dünya bile yoruldu oyunlarınızdan ve günün birinde "inin ulan!" diye haykıracak. kıçınıza sert bir tekme savuracak.
sarsılacak ama yine de kuyruğu dik tutacaksınız. hatta "nanik" yapıp "acımadı ki! diye sırıtacaksınız.
"sıkı tutunun!" diyecek dünya iyilere ve sizden habersiz ansızın hızla dönmeye başlayacak. her birinizi bir köşeye fırlatacak.

yahsi bati

cem yılmaz bir sinema oyuncusu mudur? hayır
cem yılmaz yönetmen midir? hayır

o sebeple cem yılmaz ın filmlerinin, bir sinema eleştirmeni gözüyle yorumlanmasına karşıyım. o da zaten hiçbir zaman "ben bir sinemacıyım. çok iyi film yaparım." demiyor. adam eğleniyor. onu farklı kılan, başkalarından ayıran en önemli özellik de bu değil mi? güldüğü şeylere gülmemizi, gördüğü şeyleri görmemizi istiyor.

cem yılmaz iyi bir şov adamı... kendi sahnesinde yegane... hayatı gözlüyor, içine dalıyor ve aslında pekçoğumuzun gördüğü detayları kendi uslubuyla harmanlayıp ikram ediyor.
yahşi batı, cem yılmaz ın speciallerinden biri... filmde herşey dozunda.
bir kez izlemiş ve tekrar izlemek niyetinde olan bir sinemasever ve cmylmz
hayranı olarak, ilk fırsatta izlemek isteyenlere söyleyebileceğim tek şey "keyifli izlemeler, tadını çıkarın" olacaktır.

memur maasiyla araba almak

ömür boyu bankaya kredi borcu ödemek ve o canım arabaya bir yerine bişey olacak diye binememektir.

fikir hirsizligi

esinlenme olarak yumuşatılsa da, topun, sizin değilde başkasının ayağından kaleyi görmesi ve gol olmasıdır.
yani;
bazen çok iyi tanıdığınız ve güvendiğiniz insanların bazen de uluorta fikirlerinizi açmanız yüzünden hiç tanımadığınız, alakasız insanların, planlarınızın, projelerinizin üzerine atlayıp, sizden hızlı davranarak kendisine maletme durumudur.

ogrenci evine yakisan seyler

öğrencinin hayata bakışına ve kesenin ağırlığına göre değişen durumdur.

kimi öğrenci evinde küçücük bir masa iki sandalye bir de yer yatağı yanısıra boş bir dolap, zıplaya zıplaya çalışan bir çamaşır makinesi olayı en kısa yoldan ifade buyuruken; kimi öğrenci evinde plazma televizyonlar, biri banyoda olmak üzere, her odada bilgisayar, rengarenk koltuklar, tıka basa doldurulmuş dolap, elektronik mutfak eşyaları, en yenisinden çamaşır makinesi olayı uzun uzun anlatmaktadır.

yalnız her iki evde de oraya buraya saçılmış defter ve kitaplar ile çamaşırlar ise tamamlayıcı unsurlar olarak karşımıza çıkar.

her boka havai fisek patlatmak

yeniliğe açık ve gösterişe meraklı yurdum insanının özelliklerinden biri haline geldi. kaldır başını gökyüzüne hayran hayran izle.
üç beş tane havai fişek gökyüzünde pıt diycek, rengarenk ışıklar saçacak etrafa diye helak oluyoruz. her türlü kutlamada, açılışta, düğünde, dernekte açıyoruz ağzımızı gökyüzüne...

noel babanin turkiye de gecirdigi yilbasi ertesi soyledikleri

+ noel baba nasıl geçti dün geceniz. türk halkı sizi nasıl karşıladı.
- öncelikle evladım benim adım artık pamuk dede. onu düzeltelim bir defa.. o ne öyle yumuşak yumuşak, noooeeellllll babaaaa ... kızdırmayın beni..
dün geceye gelince, güzeldi. ben hediyeler getirmiştim ama maşallah beni gölgede bıraktılar. görüyosun arabam doldu taşıyor. o yüzden geyikleri darıcaya bıraktım ben de uçakla dönerim artık. belki de dönmem burada kalırım. son derece cazip dizi film teklifleri aldım. hatta yılmazla beraber neşeli hayat ikiyi çekeceğiz, hoollywood a gidip oscar la döneyeceğiz inşallah. yalnız laf aramızda kalsın senaryoyu okudum, bu ikinci film müthiş aksiyon içeriyor. ilkinde umduğunu bulamayanlar ikincisinde kendini kaybedecek. ayrıca bir mekanda mucize demet le tanıştık. kendisini pek bir beğendim, evlenme teklif ettim, kabul etti. bu sabah da hem resmi hem imam nikahını en yıldırımından kıydık. artık karım olur kendisi, iyi davranın, hakkında asılsız haber yapanın haberini yaparım alimallah.
hadi koçum görüşürüz sonra iyi bak kendine.
+ !!!!! noel baba.. pardon pamuk dede, bütün bunlar dün gece mi oldu. pek inandırıcı gelmedi de bana.
- ulan geyiklerle uçtuğuma, bacalardan evlere daldığıma, hediyeler dağıttığıma inanıyosun da bunlar mı ağır geldi şimdi. türk müsün oğlum sen hakkaten. yürü git attırma kafamın tasını..

guvercin kafama sicsin da piyango alayim

cebindeki son kuruşu harcamanın bahanesidir. güvercinin illa kafaya sıçması gerekmiyor. fikir olarak beyninize etmişse, yanınızdan da geçse "aha bir ıslaklık hissettim sanki sıçtı mı ne" diyerek soluğu piyango bayinin önünde almanıza sebeptir.

kosla oxi action

lekelerle savaşta en önemli silahlardan biri.. yalnız arada bir tutukluk yapıyo